Bu sitede bazı çerezler bulunmaktadır. Siteye göz atmak için devam edin.

Sosyal ve Kültürel Etkinlikler

MUTFAK AKADEMİSİ

Bir çorba kaşığı gülümseme, bir su bardağı umut, bir tatlı kaşığı sabır ve bolca sevgiyle karıştırıyoruz gönlümüzün hayır sofrasında yemek harcımızı...

Fransız düşünür ve edebiyat eleştirmeni Roland Barthes, ‘Göstergeler İmparatorluğu’nda şöyle diyor; Yiyecekler aynı bir sanat eseri gibi estetik duygularımıza hitap edebilirler…  Yemek yapmak ve yapılanı tüketmek bir estetik ve damak zevki işi olsa bile temelde insanlık tarihi boyunca yaşama devam etme, karnını doyurup hayatta kalma dürtüsüdür aslında. Kültürel açıdan çok zengin bir çeşitlilik gösteren topraklarımız, kültürlerin birbiriyle kaynaştığı, savaştığı, yarıştığı; tarih boyunca var olan toplulukların birbirleriyle rekabet halindeyken bile birbirlerinin kültürlerinden yararlandıkları çok önemli bir bölgedir. Yaşadığımız bu zenginlik yemek kültürümüze de yansıyınca mutfaktan sanat eserlerinin çıkması kaçınılmaz oluyor. Çünkü malzeme seçiminden hazırlanışına, pişirilmesinden sunumuna dek her adımda özen gösterilmiş, aşçısı tarafından ‘özel dokunuşlar’ katılmış bir yemek ancak bir sanat eseri sayılabilir. Sanatın en güzel tarafı paylaşımdır çünkü sanat insanları bir araya getiren en önemli güçlerden biridir.

Gönül birliğinden elbirliğine ve sofra birliğine...

Anadolu Vakfı yıllardır, bursiyerlerine yaptığı çeşitli etkinliklerle paylaşmayı, birlik olmayı, sanatsal ve kültürel değerlerin önemini vermeye çalışmaktadır. İşte bu etkinliklerin en önemlilerinden biri de 2013 yılından beri devam etmekte olan Mutfak Akademisi çalışmalarımızdır.  Günümüzde artık yemek yapmanın ve sunmanın çok ilgi çeken alanlardan biri olduğunu düşünürsek işin artık karnımızı doyurmak kavramının çok ilerisinde bir duruma geldiğini söyleyebiliriz. Dünyanın her yerindeki tatlara ve yemek kültürüne çok rahat ulaşabilmemiz nedeniyle gelişen damak zevkleri, önümüze gelen her yemekte aradığımız kaliteli sunum beklentisi bu işin önemini her geçen gün arttırmaktadır. Bir araya geldikleri her çalışma ve etkinlikte yardımlaşmanın ve bir takım olmanın ne demek olduğunu bilerek hareket eden gençlerimiz mutfakta bir araya geldiklerinde ise lezzetli ve keyifli işlere imza attılar.  Ruhlarını ve yaratıcılıklarını kattıkları yemekler hazırlamayı öğrenen bursiyerlerimiz en basit yemeğin bile küçücük dokunuşlarla nasıl etkili bir biçimde sunulabileceğinin keyfine varmış oldular.

İnsan dili konuşma yetisinin ve aynı zamanda tat alma duyusunun organıdır. Bu doğrultuda ise sözler ve lezzetler arasındaki ilişki ve denklem çoğunlukla sadece ustaların bildiği bir konu gibi görünmektedir. Kültürümüzde yemeğin ne kadar geniş bir yer tuttuğunu ve yemek kültürümüzün de buna bağlı olarak, ne kadar zengin olduğunu biliyoruz. Neredeyse her yemeğin bir de hikâyesi var. Örneğin perdeli pilavı... Gelin eve geldiğinde kaynana tarafından yapılır ve kaynana geline, “Bak kızım bu pilav hamurla kaplı ve dışardan hiçbir şey gözükmüyor. Oysa sen de bilirsin ki içinde envayi çeşit malzeme var. Bizim hanemiz de böyle olmalı, dışardan hiç kimse hanemizin içinde ne olduğunu bilmemeli. Tıpkı bu pilav gibi” diyerek öğüt verir. Türk ve dünya mutfağından tarifler eşliğinde lezzetin bilinmeyenlerine doğru çıkılan bu etkinliğimizde gençlerimiz hem Türk hem de dünya mutfağının yemek öykülerine de ulaşabilmektedirler.

Aynı zamanda eldeki sınırlı olanaklar ile en iyisini ortaya çıkartma, yaratıcılık sayesinde kalıp ve kaidelerin dışına çıkıp bambaşka bakış açıları geliştirmeye yönelik bir öğreti özelliği taşıyan etkinliğimiz gençlerimizin önünde yemek pişirmenin çok ötesinde pencereler aralamaktadır. Bir tarife hiçbir zaman kelimesi kelimesine sadık kalmanıza gerek olmadığı, bazı malzemeler elinizde olmasa da, bunların mantıklı alternatiflerini kullanabileceğinizi öğrenmek hayatın her alanı için geçerli bir ilkedir ne de olsa. Kendi keşiflerinizi ve yöntemlerinizi uygulayabileceğiniz, bunu yaparken de biraz yaratıcılığa, fikirlerin değerini bilmeye ve azcık da cesarete ihtiyacınız olduğunu hatırlamak...

Vakfımız bursiyerlerini işte bu kabul ve anlayış ile eşsiz bir deneyim kazandıkları bir etkinlikte biraraya getirmiştir. 7 Aralık tarihinde mentor ve menteelerimiz mutfakta yemek yapımının incelikleri ile buluşturmuştur. Etkinliğimizde herkes önlüklerinizi giyip şef şapkalarını takmış ve “ellerinin hamuru ile” mutfaktaki hünerlerini sergilemişlerdir.

İnsana ait en güçlü duygulardan biri tat alma duyusudur. Tattığımız bir yemekten aldığımız keyif ve haz hafızamızın en derin noktalarından çıkıp bizi bir anda çok farklı bir yere götürebilir. Marcel Proust’un ‘Kayıp Zamanın İzinde’sindeki unutulmaz, ‘çaya batırılan çikolatalı keki ağzına atma’ anı eserin ana fikri olan geriye dönüp hatırlama eylemini tek bir cümleyle özetlemektedir. Amacımız bu çalışmalarla bursiyerlerimizde hoş ve tatlı anlar bırakarak, aldıkları keyfi lezzetli bir hatıra olarak saklamalarını sağlamaktır.

GELENEKSEL BURSİYER BULUŞMASI

Mezun, fakat eskimemiş bursiyerlerimiz ile ailemizin yeni üyeleri...

Hayatımızın her döneminde, öğrencilik yıllarımızda, iş hayatımızda zorlu yollardan geçmek mecburiyetinde kalırız ancak bu yolları elimizde bir ışık olmadan geçmeye çalışmak yerine aynı yollardan geçmiş bireylerin tecrübelerinden istifade ederek yürümek daha kolay ve avantajlıdır. Çıktığımız yol ne denli zor olursa olsun unutulmamalıdır ki; binlerce kilometrelik bir yoluculuk tek bir adımla başlar. İşte atacağımız bu ilk adımda elimizi tutan ve bize yol yöntem gösteren birinin varlığı çok büyük katkı sağlayacaktır. Kendinize gidecek bir yön arıyorsanız yoluna kaybetmiş birine sormayın derler. Bu düşüncelerden yola çıkarak bu yıl da yeni bursiyerlerimizi atacakları o ilk adımda yalnız bırakmamak için mezun, iş sahibi  bursiyerlerimizle bir araya getirdik. İşin doğrusu biz bursiyerlerimizi ‘yeni’ ve ‘mezun’ olarak görmüyoruz. Biz onları ‘yeni’ ve ‘yeniden’ olarak tanımlıyoruz. Bu yaklaşım ve inançla bir araya gelen bursiyerlerimiz her dönem bilgi, deneyim ve fikir alışverişlerinde bulunup, karşılıklı duygu ve düşünce aktarımının tadına varmaktadırlar. Bizi Anadolu Vakfı olarak çalışanı, gönüllüsü, destekçisi, inananı ve bursiyerleri ile birlikte kocaman bir aile yapan en önemli değerlerden biri de bu birlikteliğimizdir. Bu yıl da tüm bursiyerlerimizi biraraya getirirken temel amaç ve arzumuz bu büyük ailenin fertlerinin elele tutuşmasını sağlamak idi.

Farklı etkinlik ve çalışmalarla birlikte zaman geçiren ve tecrübelerini birbirine aktaran bursiyerlerimizin buluşması 13 Aralık 2016 tarihinde yeni mezunlarımızın yanısıra geçmişte Anadolu Vakfı’ndan burs  almış  olup bugün öğretim üyesi, diş hekimi, bilgisayar mühendisi, avukat, kamu görevlisi gibi meslek sahibi olmuş, kariyerlerinde ilerlemiş mezunlarımızın da katılımı ile gerçekleştirilmiştir.  Mevcut  bursiyerlerimizin daha başında oldukları hayat yolunu geçmiş ve deneyim kazanmış olan mezun bursiyerlerimiz,  sürecin başındaki yeni mezunlarımıza ve halen eğitimlerini sürdüren bursiyerlerimize hiçbir zaman yılmamaları, zorluklar karşısında umutsuzluğu kapılmamaları, çok ama  çok çalışmaları, kendilerine mutlaka hedef koymaları, başkalarının tecrübelerinden yararlanmaları ve mümkünse mentorluk almaları tavsiyelerinde bulundular. Yine  tüm mezun bursiyerlerimiz bursun bir öğrenci için ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak Anadolu Vakfı’nın şahsında, geçmişte ve halen Vakıf yönetiminde görev yapanlara teşekkürlerini belirtmişlerdir.

Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı Genel Müdürü Sayın Selim Güven yaptığı konuşmasında problemlerin değil, çözümlerin parçası olmak,  katma değer yaratabilmek, bilgiyi hayattaki problemlere uygulabilmek ve  kalıcı, sürdürülebilir çözümler üretebilme kabiliyetine sahip olmak gerektiğini vurgulamıştır. Bireyin önce kendini geliştirerek, çalışarak ona sunulan olanakları sonuna kadar etkin bir şekilde kullanarak kendisine fayda sağlayacak hale gelmesi ve ancak bu sayede çevresine, ailesine, milletine ve ülkesine de faydalı olabileceğini, kendisine faydası olamayan bir kişinin çevresine de faydasının dokunmayacağını ifade etmiştir.

Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı Pazarlama ve Proje Müdürü Sayın Nil Çeltek ise konuşmasında, gençlerin ideallerinin, hayallerinin peşinden koşmalarını, hayata atılırkenki heyecanlarını  hep yaşatmalarını,  mücadeleyi bırakmamaları gerektiğini vurgulamış ve gençlerin arkalarında manevi bir güç olarak hissedecekleri bir mentorluk programı başlatıldığını hatırlatmıştır. Çeltek ayrıca bursiyer ve Grup çalışanlarının destekleri ile gerçekleştirilen ve köy okullarına kitap ve kırtasiye malzemesi sağlanmasını amaçlayan “Okusun da Büyüsün” programından ve bu kampanya ile bugüne kadar 25.000 öğrenciye dokunulduğundan bahsederek bursiyerlerin dahil olabileceği sosyal sorumluluk projelerine değinmiştir.

Bu bağlamda gençlerin  kendi çevrelerinde de bu tür sosyal sorumluluk çalışmalarına katılmaları, inisiyatif alarak  girişimcilik, sosyal girişimcilik projeleri geliştirmeleri gereğinin altını çizmiş ve Vakıf mentorluk desteği ile başarılı girişimcilik hikâyelerini hayata geçiren  bursiyerlerimizden örnekler vermiştir. Vakfın bu süreçteki rolünü ise özellikle gençlerin potansiyelini ortaya çıkartmak olarak tanımlamıştır.

Vakıf Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sayın Nilgün Yazıcı da konuşmasında “Vakfın tüm çalışmalarının, kurucularının kuruluş aşamasında koymuş oldukları “sağ elin verdiğini sol el bilmesin” felsefesi ile yapıldığını ve önemli olanın yapılan faydalı işlerden duyulan iç huzuru olduğunu,” belirtmiştir.  Sayın Yazıcı  “ortak aklın” kullanılarak yıllar içinde ortaya çok değerli eserler konulduğunu ve hedefin hep Anadolu insanına destek olmak, dertlerine çare bulmak ve Anadolu’nun Vakfı olmak,” olduğunun altını çizmiştir. 

MEZUNİYET KUTLAMASI

İnsan hayatında birbirine zıt iki farklı duygunun bir arada yaşandığı, sevinç gözyaşlarının hüzne karıştığı sayılı zamanlar vardır.  Mezuniyet heyecanı bu anların en güzeli, en anlamlısı ve en akılda kalanıdır. Mezuniyet heyecanı eğitim hayatının en önemli parçasıdır. Kolay değildir büyük umutlarla ve hedeflerle girilen bir okulu başarıyla bitirmek. Martin Klotsche eğitimli bireyi şöyle tanımlıyor; “Eğitilmiş kişi akıllı seçim yapabilen, dolayısıyla değer yargıları olan, yaşamda amacı olup yönünü belirleyebilen kişidir.” Eğitimi hayatın en temel yapı taşlarından biri olarak kabul eden Anadolu Vakfı olarak girdikleri tüm sınavlardan başarıyla geçen ve şimdi de yaşam sınavına hazırlanan bursiyerlerimizi  yalnız bırakmıyoruz. Yepyeni bir hayata adım atmaya hazırlanan gençlerimizin heyecanına ortak oluyoruz. Gururu, mutluluğu, acı tatlı anıların belleklerde bıraktığı hoş izleri de paylaşıyoruz. Tüm mezunlarımıza bugüne kadar kazanmış oldukları bilginin, iyi bir insan olmak adına inandıkları değer yargılarının ışığında çıkacakları mutlu bir yaşam yolculuğu diliyoruz.

 

YAZA MERHABA

 

Antonio Vivaldi mevsimleri anlattığı “Four Seasons” isimli eserinde yaz mevsimini güneşin gücü üzerinden notalara dökmüştür. Güneş tabiatın ve yaşamın en büyük güç kaynaklarından biridir. Bu sebeple kışın o kasvetli günlerinden kurtulduktan sonra başlayan bahar yorgunlukları yaz mevsimiyle birlikte kendini aydınlık ve enerjik günlere bırakır. Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı olarak bursiyerlerimiz ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Yaza Merhaba etkinliği her yıl olduğu gibi bu yıl da tamamı doğal güzelliklerle iç içe, akarsuyun ve ormanın birleştiği, binicilik sporunu geliştirmek, sevdirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla kurulan 23 dönümlük bir alanda gerçekleştirildi. Başta binicilik olmak üzere çeşitli outdoor oyunlarla eğlenceli ve keyifli vakit geçiren bursiyerlerimiz tüm yılın yorgunluğunu üzerlerinden atma fırsatı bulmuşlardır. Sene içerisinde yaptığımız bir çok etkinlikte olduğu gibi onların moral ve motivasyonlarını geliştirmek, sosyal bireyler olmalarına yardımcı olmak nihai hedefimizdir. Özellikle doğayla iç içe yapılan çalışmalarda katılımcıların açık havada kapalı alanlardaki çalışmalara oranla daha aktif ve konsantre oldukları gözlemlenmiştir. Okul ve iş hayatında bireyselliğin egemen olduğu günümüzde bu etkinlikler bursiyerlerimizin sosyal açıdan beslenmeleri adına çok büyük önem teşkil etmekte, aynı zamanda da takım ruhu ve takımdaşlık adına ekip olma süreçlerini de desteklemektedir. Temel odaklanma sorununu yenmelerine, nefes kontrolü ve takım uyumu yakalamalarına yönelik sağlanan fayda ile bu etkinlikler bursiyerlerimizin kişisel gelişim programları çerçevesinde vakfımızın sunduğu çalışmalardan sadece bir tanesidir.

 

Yaza merhaba adıyla her yıl yapmakta olduğumuz bu etkinlik sayesinde yıl içerisinde farklı çalışmalarda bir araya gelen bursiyerlerimizin birçoğu bu defa hep birlikte olma imkânı buldular. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine binicilik sporu bursiyerlerimizden çok büyük ilgi görmüştür. Yılın stresini ve yorgunluğunu keyifli bir etkinlikle üzerlerinden atan bursiyerlerimiz artık yeni bir akademik yıla hazırlar.

 

RİTİM ATÖLYESİ

Kulağa hoş gelen, dinlemekten keyif aldığımız müzikler bir melodik ve armonik kurallar bütünüdür. Bu bütünü tamamlayan, hareketi, enerjiyi ve uyumu getiren öğe ise Ritim (tempo)’dir. Ritim, tıpkı bir bedende atan kalp gibi düzeni, ölçüyü ve sürekliliği sağlar. Müziği ritmik düzen içinde eşlik ve takip etmek dünyanın en keyifli işlerinden biridir. Doğada yaşayan her şeyin bir ritmi olduğu gibi, fark etmesek de hayatın da bir ritmi vardır. Buradan yola çıkarak kurulmuş olan ritim atölyesinin amacı, teknik olarak ritim bilgisini öğretmenin yanında aynı ritmi paylaşmayı ve yaşamayı öğrenmektir. Ritim duygusunu keşfettikten sonra ritme ayak uydurarak içinde yer almak, beraberce eşlik edebilmek fiziksel ve ruhsal açılardan dengeleyici ve dinlendiricidir. Anadolu Vakfı bursiyerleri de ritmin bu büyülü dünyasıyla tanıştılar. Düzenli olarak haftada bir defa katıldıkları bu çalışmalarda hem bir arada uyumlu bir şekilde hareket etmeyi hem de farklı ritimleri, farklı ritim aletleriyle senkronize bir şekilde çalmayı öğrendiler. Zamanlama duygusu, konsantrasyon süresinin artması, hafızanın gelişmesi, duyulan ritmin ya da müziğin beyin, kulak ve ellerle koordinasyonunun sağlanması, dinlemeyi öğrenme, grup çalışmasını öğrenme gibi pek çok eğitici tarafı olan bu çalışmalardaki bir diğer hedefimiz de öğrencilerin çeşitli ritim egzersizleri yaparak kendilerini rahat hissedebileceği bir ortam yaratmaktır. Terapist Robert Lawrence FRİEDMAN; “perküsyon çalışmalarının insanlarda ofori (kendini aşırı derecede zinde hissetme hali) yarattığını, öfkeden arındırdığını ve birlik duygusunu geliştirdiğini,” gözlemlemiştir. Ritim duygusunu geliştirebilen insanların olaylar karşısında daha analitik düşünebilen, problemlerin üstesinden daha çabuk gelebilen ve hayatta daha başarılı insanlar oldukları kanıtlanmıştır. Ritim, hayatımızın temelindeki en güçlü yapı taşlarından biri ancak giderek daha da hareketsiz ve ritimsiz bir topluma dönüştüğümüzü de kabul etmek zorundayız. Gelişen teknoloji ve elimizden düşürmediğimiz dijital oyuncaklar bu durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. İlkini 2015 yılında bursiyerlerimiz için başlattığımız Ritim Atölyelerimizin yeniden açılan kapıları ile gerçekleşen çalışmalarımız iç enerjimizi dışarı vurarak, grup ritmini yakalamamızı sağlamış ve hep beraber hareketli bir şekilde stres atılmasına katkı sunmuştur. Güç, motivasyon, iş birliği, takım sinerjisi gibi özellikler kazandıran ritim atölyeleri bireyleri daha canlı daha motive hale getirmektedir. Basit vuruş kalıpları, doğu ile Latin ritimlerinin benimsendiği ritim atölyesinde katılımcılarımız perküsyon enstrümanları eşliğinde birbirleriyle müzikal iletişim sağlamaktadır. Hem fiziksel olarak efor sarf edilebilen hem de sağ ve sol beynin beraber kullanıldığı Ritim Atölyesinde temel ritim kalıplarının yanı sıra başta Türk ritimleri olmak üzere farklı kültürlerin ritimlerinden örnekler de çalışmaların içinde yer almaktadır.